Feed on
Posts
Comments

O’nunla Büyümek

“Babaa, balkonda mısın?”

Böyle demişti ufaklık, daha yaşıtları (mı desem aylıkları mı desem) dedeyi, babayı yeni yeni hecelerken.

Balkonda ki baba, o sırada balkonda mıydı heyecandan, yoksa bulutlardamıydı mutluluktan bilmiyor. Bülbül’ün güzel şarkısının yankısındaydı hala.

Babaa, balkonda mısın?

Onu büyütürken O’nunla büyümek. O’nunla uyanmayı, O’nunla gözünü açmayı, O’nunla yürümeyi öğrenmek. O’nunla beraber düşmek, O’nunla tekrar kuşları, taşları öğrenmek, karıncaları sabırla izlemek, O’nunla küçük bir kek parçasını saatlerce yemeye çalışmak. Continue Reading »

Ne ki dünya, üç günlükten başka,

ne ki dünya, bir uykudan başka,

ne ki dünya, bir nefes almaktan ve vermekten başka,

ne ki dünya, senden ve benden başka,

ne ki, dünyaya bu kadar sıkıntı yakışıyor,

ne ki dünya, onca zulüm yaşıyor,

ne ki, dünyada masumiyet bu kadar pahalı,

ne ki, dünya da insanca yaşamak bu kadar zor,

ne ki, dünyada sevmek bu kadar zor,

ne ki, dünya da vefanın adı silindi,

ne ki, dünyada güvenmek bu kadar zor.

Nesin ki sen dünya, sen de ben yaşayamıyorum. Continue Reading »

Hayatın bana verilen bir lütuf olduğunu seninle anladım oğlum.

Sen benim canımsın, hayatımsın, gözbebeğim değil ondan da kıymetlisin. Senin melek yüzün, senin kokun, kalemimden her dökülen…

Ne vakit başlasam yazmaya sen giriyorsun kalemimin kapsadığı alana. Sen bu yüreğin çarpışı, bu gözün ışığı, bu hayatın anlamı diye bildiğimsin. O kadar yazmama rağmen, şiirlerimde eksik söylemişim seni, hep yarım söylemişim, “Her güzelliğin adısın” dedim ama, her güzelliğin içinde yok hiç bir güzellik yine senin kadar. Ben seni seviyorum ya bu kadar, bütün anneler demek ki bu kadar seviyor çocuğunu ne güzel. Demek ki dünya, bu sevgi barınakları yıkılmasın diye ayakta duruyor, bu kadar savaşlara, zulümlere rağmen inatla. Her şey senin ve bütün çocukların pırıl pırıl gözleri gülsün diye. Öyle biliyorum ki sadece benim sevgim bütün çocukları kuşatmaya yeter, ama beden sınırlı her yere yetmiyor ve yetişmiyor. Keşke çocuklar hep gülse, hep mutlu olsa, hep sevilse. Continue Reading »

Bir can sıkıntısıydı beni sana getiren.

“Seni bilmek” fikrinin bende doğuşu, hayatıma yeni bir yön vermeye niyetlendirmişti beni. Yapayalnız hissediyordum kendimi, ruhum yanlış sulara yelken açıyordu, beynim yanlışların ekseninde dönüp dolaşıp doğru koordinat bulmaya çalışıyordu. Bir çırpınışın içinde kaybolup sürüklenirken, bir anafora doğru kasvet içre bir hayattan kurtulmanın yollarını arar iken, güzel bir insanın sözleri bir yıldırım gibi düşüyor aklımın bir tarafına. Continue Reading »

Bir annelik oyunu oynuyorum sanıyordum. Ben bir evcilik oyunundaydım ve oyun bitecek sanıyordum. Çok zamanımı aldı bu duygunun, bu yaşadıklarımın bir oyun olmadığının farkına varmak. Oysa anlamalıydım, bilmeliydim, zira Hamza’nın gözleri bir oyun olmayacak kadar gerçekti. Kokusu vardı sonra, bana buram buram anne olduğumu hatırlatan. Hiç biri oyun değildi, gerçekleşmesine inanamadığım bir duyguydu Ondandır ki inanmam uzun sürdü. Continue Reading »

Yaşamın kıyısında hissetmedim kendimi hiç, sımsıkı sarıldım hep, tutundum hep. Çünkü benim beklediklerim vardı, çünkü sevgilerim vardı, çünkü aşk denen şey vardı ve bir ömür beklemeye değerdi, ondandır ki hayat ucuz değildi. Dünyanın en zengini olunsa dahi geri getirilemeyecek satın alınamayacak tek şeydi hayat.

Bize sunulan en büyük lütuftur yaşam, o lütfu elimizin tersiyle itmek yerine avuçlarımızın içine almalıyız. Hiçbir hayat kıyısında yaşayacak kadar ucuz değildir. Ama bu sabah evden işe giderken tesadüfen gördüğüm bir olay, olay değil aslında bir denklaşör basımı kadar kısa bir anda gördüğüm, bir anlık senaryoda büyük rol alan adam öyle düşünmüyordu herhalde, şayet düşünseydi hayatın ne kadar kıymetli olduğunu, araçların hızla ilerlediği bir yolda koşarak kendini önde giden aracın römorkuna öyle atmak için uğraşmazdı herhalde. Continue Reading »

Ruhum Sonbahar

Mevsim bahar.

Hadi gel ey yar, ruhum sonbahar.

Yalnızlığın orta yerinde, kimsesizliğin ızdırabını yaşarken bir akşam, güneş batarken ufukta ve umutlarımı da alıp götürürken beraberinde, ben bakarken pencereden ağaçtaki son yaprağın akıbetine, gezinirken bir ümit bekleyişinde, cismi ses vermeyen bir ruh misali gözlerinle bana gelecek bir mavera iklimi, ellerinle sunulacak bir rahmet yağmuru bekliyorken kurumuş vahalarıma. Sen geleceksin değil mi yitik bir türküyü yeniden bestelemeye? tutacaksın değil mi soğuktan titreyen ellerimi, Bak geçiyor mevsimi bahar, bak yürek sonbahar, bütün yapraklarını rüzgara kaptırmış, yok hiçbir siperi öyle ulu orta yere koymuş özlemini, sevgisini, akıbetini sen nasılsa geleceksin ve esirgeyeceksin diye. Güneş batmış, vakit akşam, gözlerim alıyor kendini boşluktan.

Gel gayri gel de yüreğimin rengini beyaza çalsın gözlerinin siyahı.

Gayrı gel

Gel gayrı