Yaşamın kıyısında hissetmedim kendimi hiç, sımsıkı sarıldım hep, tutundum hep. Çünkü benim beklediklerim vardı, çünkü sevgilerim vardı, çünkü aşk denen şey vardı ve bir ömür beklemeye değerdi, ondandır ki hayat ucuz değildi. Dünyanın en zengini olunsa dahi geri getirilemeyecek satın alınamayacak tek şeydi hayat.
Bize sunulan en büyük lütuftur yaşam, o lütfu elimizin tersiyle itmek yerine avuçlarımızın içine almalıyız. Hiçbir hayat kıyısında yaşayacak kadar ucuz değildir. Ama bu sabah evden işe giderken tesadüfen gördüğüm bir olay, olay değil aslında bir denklaşör basımı kadar kısa bir anda gördüğüm, bir anlık senaryoda büyük rol alan adam öyle düşünmüyordu herhalde, şayet düşünseydi hayatın ne kadar kıymetli olduğunu, araçların hızla ilerlediği bir yolda koşarak kendini önde giden aracın römorkuna öyle atmak için uğraşmazdı herhalde. Bir strateji izledi mi bilmiyorum ama başardı, o zamanlamayı ayarlayabildi. Peki, ya yapamasaydı, ya başaramasaydı! Bunu da düşünmüş müydü? Gerçekten ayarlamış mıydı? Hiç sanmıyorum. Çünkü o mesafede o süratte gelen araçlarla kumar olmazdı. Zaten bilmiş olsaydı korkardı zira cesaret biraz cehaletten gelen bir duygudur.
Evet, atmıştı kendini bir cahil cesareti, deli dumrul edasıyla yola. Adamın ya vakti, ya da parası hayatından daha kıymetliydi. Bir yolculuğunu ucuza getirmiş olacaktı belki, ama hayatının o kadar ucuz olmadığını bilmeyerek. Peki evde bekleyen çocuğu yok muydu, akşam gelince babasının boynuna sarılmayı bekleyen? Ya karısı! Karısı yok muydu? Gelince sevdiği, elindeki ekmekten çok gözlerine bakıp hayata yeniden doğmayı bekleyen. Belki de yoktu gerçekten. Kimbilir belki de vardı, vardı da; o günün ekmek parasını yola verdiğini duyunca kızacaktı, değil mi belki çocuk babasına sarılmaktan çok getireceği bir oyuncağı bekliyordu. Belki de bu duyguydu adamı can havliyle yola attıran.
Ekmek, iş, oyuncak, çocuk, ev, rızık…
Neyse artık o duygu, hangisi ağır basmıştı bilmiyorum, ama adam, atmıştı kendini yola ya kötü olacaktı her şey, ya da kendince iyi olacaktı. Belki yarın böyle atlayamayacaktı ya da bağışlanmış bir canla aynı şekilde devam edecekti cahil cesareti.
Dilerim ki Yaradan, kıyısında yaşadığın hayatını çocuğuna bağışlar ve hep çevirir ölümün kıyısından.
Yalnız ben kendi adıma şunu bildiğimi söyleyebilirim. Hayat yola fırlatılacak bir top değildir, her yere savuramayız onu, çünkü o bize tepe tepe kullanalım diye verilmedi.
14 Mayıs 2008, 14:39
“Vay bee, hayat gerçekten de bu kadar değerliymiş.” dedirten bir yazı.
İnsanı kendine getiriyor.