Aşk Denilen Muamma
Sevgi üzerine sözler geçiyordu yüreğimden, radyoda çalan şarkıyı dinlerken ve sevgi üzerine bir kaç kelam etme cüretinde bulunmuştu zaten kalemim ben kendime geldiğimde.
Şöyle diyordu şarkıda;
“Yokluğunla avunurum
Benliği yere vururum
Ayağındadır gururum
Ez ezebildiğin kadar
Dilin olayımda söyle
Nasıl yandım sana böyle
Yollarında toprak eyle
Gez gezebildiğin kadar”
İşte bu sevgidir, aşktır, feda olmaktır dedirtiyor düşününce bu şarkı. Evet, sevgi yüreğe yerleşmiş haliyle sevda, ömrüne yerleşmiş haliyle aşk, kıymeti bilinmeden yaşanmış haliyle tutku, hepsinin bir ucunda yar ve yürekle arasında bir bağ var adına sevgi diyorlar. Mevsimsiz bir rüzgâr gibidir sevda, bazen seni savurur, bazen savurduklarını sana getirir sen istememiş olsan da… En kötü yanıdır zamansız oluşu…
Hiç “Tamam şimdi kapılar açık gelsin.” dediğin bir zamanda geldi mi kapına sevda? Gelmez… Çünkü senin yaşamak istediğin zamanda değil, yaşanmak istediği zamanda gelir.
Çünkü o zaman damarına kadar işleyeceğini bilir, çünkü sen gelme dedikçe o daha çok sever yüreğine yerleşmeyi.
zorbadır sevda
ve sevdaya düşen zordadır
başı her daim dardadır
tesellisi yardadır
Yar’in bir bakışına
bin cana fedadadır
ve bu Yar’e vefadır
bir bakışla gelmiştir
adı sevdadır.
Ama asildir, asil de olmalıdır. Hiçbir aşık çiğnetmedi aşkını heveslere, hiçbir aşık kör bakmadı aşkın gerçeğine, her ne kadar da aşkın gözü kör kulağı sağır olsa da… Aşk yürekte yaradır ve her daim ızdıraptır. Aşk ızdırapsız beslenmez. Aşk her daim hasrettir. Aşkın vuslatı yoktur vuslata erdiği gün zaten cihanda yeri yoktur. Aşk dokununca yârin ellerine, ruhun bedenden ayrılışıdır, bakınca yarin gözlerine can vermektir, ondan sonra bir nefes daha yoktur.
Aşk, Mecnundur yanık yürekte, Ferhattır yiğit bilekte. Aşk keremdir, yarin dizinde ölümü sevmektir. Ve aşk Leyladır öldüren gözde, şirindir bekleyen yürekte, aşk Aslıdır yare dermandır.
Nice âşıklar ölmüştü aşkın yolunda tek, aşk yaşasın diye. Ama gel gör ki şimdi öyle değil. Kendini âşık sananlar peşpeşe diziyorlar nice yalanlar nice yaşanmışlıklarla aşkı öldürüyorlar. Aşkı yalan kılıyorlar, bu da çözüyor dizlerimin bağını. Yüreğime ağır geliyor aşk adına söylenen, adı aşk olmayan sözler, hiç ızdırap çekmeden aşkı sahiplenen gözler, aşkı yelere çalan, aşkın başını yere eğmişlikler.
“Ya aşk bende de yalansa.” Diyorum, korkuyorum. Oysa aşk hiç yalan olmamıştı bende, hep başı dik dolaşmıştı yüreğimde, bakışlarımı hiç yere eğdirmemişti benim.
Aşkın mağrurluğunu sevmiştim hep ve asaletini… Aşkın yüreğimi mağlup edişini bile sevdim. Zaten aşkın galibiyeti her yüreğin zaferi değil miydi? Ve aşktı kâinatı ayakta tutan, bütün utancıma rağmen beni de… İçimde hayır diyemediğim her şey, bütün yenilgilerimin adı, bütün zorlarımın en kolay hali, bütün “Asla!” deyişlerimin pes etmiş hali aşktı.
Aşk, yüreğimin gururu, hayatımın umudu, soluğumun durduğu, bakışımın donduğu andı. Ya ben yalandım, ya aşk yalandı.
Ya günah aşktı, ya aşk en büyük günahtı başıma gelen…
Ve aşk, yüreğin en aciz, en güzel halidir anne olunca, yüreğin en çaresiz en ezilmiş halidir yar olunca ve kurşun yemiş halidir, gözlerinde bir gün ağyar olunca….
24 Mayıs 2009
Tags: Aşk Denilen Muamma