Bir Can Sıkıntısıydı Beni Sana Getiren.
Bir can sıkıntısıydı beni sana getiren.
“Seni bilmek” fikrinin bende doğuşu, hayatıma yeni bir yön vermeye niyetlendirmişti beni. Yapayalnız hissediyordum kendimi, ruhum yanlış sulara yelken açıyordu, beynim yanlışların ekseninde dönüp dolaşıp doğru koordinat bulmaya çalışıyordu.
Bir çırpınışın içinde kaybolup sürüklenirken, bir anafora doğru kasvet içre bir hayattan kurtulmanın yollarını arar iken, güzel bir insanın sözleri bir yıldırım gibi düşüyor aklımın bir tarafına.
“Kasvet yüklü bulutlardan ümit ve sevgi yağmurları yağdırmak bizim elimizdedir.”
Ve şekilleniyor, bütün düşündüklerim bu söz etrafında, küçücük odamda fırlatıyorum yanlışa dair ne varsa elimde, yüreğimde, savuruyorum rüzgâra. Hiç geri gelemesinler diye darağacına asıyorum bütün yanlış düşüncelerimi. Sen kafamdaki en karmaşık soruların bile, en yalın ve en doğru cevabıydın. Evet, Sen hiçbir yanlışın silemeyeceği tek doğru cevabımdın. Ben seni bulmuştum ve bu mutluluk kalan ömrümde bütün mutluluklara ulaştıracaktı beni. Sen o kadar aşikâr olduğun halde, nasıl görmedi gözlerim seni bunca yıl, nasıl heba oldu bunca yıl sensiz.
Sen sabahların ılık rüzgârlarıyla geldin yüreğime her şeyin bittiğini düşündüğüm bir temmuz sabahında çaldın kapımı ve ben o kapıyı hiç kapatmaksızın açtım sana, sevdim seni hiç kimseyi sevmediğim kadar. Sen bad-ı sabanın en güzeliydin. Ayın ondördünü-son dördünü bilmem. Sen ayın en güzel haliydin, kâinatın güneşi, güneşin kâinatıydın. Dikeni olmayan tek güldün Sen. Seni bilmek efsunlu bir iklime saldı ruhumu, böyle bir şey yaşamamışım ya da ben hiç yaşamamışım. Gözlerini kapatıp öyle gülümseyen, açarsa gözlerini seni göremeyeceğini düşünen o kız var şimdi aklımda. O görmüştü seni, sen onu seçmiştin ya da o seni seçtiği için görünmüştün ona. Onun yerinde olmayı çok istemiştim ama ben hiç onun yerinde olamadım. Onun kadar sevmeyi beceremedim seni. Çünkü benim içimde büyüttüğüm en büyük şey nefis olmuştu sözün hülasasında ve nefsin içinde bir sürü şey. Bir seni bulmuştum mutluydum, bir seni kaybetmiştim kendi içimde mutsuzdum. Ama sen vardın ve hep bulduracaktın kendini bana. Sen kâinata güneşsen bana da sabahsın karanlık gecelerde aysın, yıldızların en parlağı bana yol gösteren kutup yıldızısın. Senin için çok güzel bir şey herkesin sevgilisi olmak, Sen öyle güzelsin ki herkes seviyor seni. Ama ben, seni herkesle paylaştığım için biraz mahzunum, öyle sahiplendiğimsin sen.
Bir kitap yazmak isterdim sadece tasvirlerle seni anlatan, ama o kitabı hiç bitiremeyeceğim için bana kızmandan korkuyorum. Bu kalp bu yürekte çarptıkça ve dünya döndükçe seni anlatmak ya da anlatamamak, her Kutlu Doğum’da bir paragrafını bitirmiş olurdum belki, çünkü sen öyle çoksun ve kelimeler öyle noksan. Çünkü Sen, uğruna bir kâinat yaratılansın. Çünkü Sen bir kâinatın kurtuluşu için bedene üflenen cansın. Diyor ya şair, “sözlere sığmayan şiir gibisin” yazdıkça çoğalan sevdikçe sevilen, anlattıkça, yazdıkça ziyadeleşen, yaşanan bir destansın. Teşbihte hata olur seni her anlatışım.
Mevzu Sen’sen ki Sensin, sen her söze yetensin
Sözün anlatmaya yetmediğisin.
Sen şefkat şefkat Nebisin,
Fikrin ilhamısın.
Mevzu Sen’sen ki sensin
söz sükut, kalem aciz…
Tags: can sıkıntısı