Ne vakit başlasam yazmaya sen giriyorsun kalemimin kapsadığı alana.
Hayatın bana verilen bir lütuf olduğunu seninle anladım oğlum.
Sen benim canımsın, hayatımsın, gözbebeğim değil ondan da kıymetlisin. Senin melek yüzün, senin kokun, kalemimden her dökülen…
Ne vakit başlasam yazmaya sen giriyorsun kalemimin kapsadığı alana.
Sen bu yüreğin çarpışı, bu gözün ışığı, bu hayatın anlamı diye bildiğimsin. O kadar yazmama rağmen, şiirlerimde eksik söylemişim seni, hep yarım söylemişim, “Her güzelliğin adısın” dedim ama, her güzelliğin içinde yok hiç bir güzellik yine senin kadar.
Ben seni seviyorum ya bu kadar, bütün anneler demek ki bu kadar seviyor çocuğunu ne güzel. Demek ki dünya, bu sevgi barınakları yıkılmasın diye ayakta duruyor, bu kadar savaşlara, zulümlere rağmen inatla. Her şey senin ve bütün çocukların pırıl pırıl gözleri gülsün diye. Öyle biliyorum ki sadece benim sevgim bütün çocukları kuşatmaya yeter, ama beden sınırlı her yere yetmiyor ve yetişmiyor. Keşke çocuklar hep gülse, hep mutlu olsa, hep sevilse.
Biliyor musun senin yüzün gülünce kainat gülüyor, sen üzgün olunca kainat üzgün. Sen hep gül ömrüm, sen hep gül.
Seninle hayatımın en gerçek oyununu oynuyorum. Gerçekten kendimi inşaat yapıyormuş gibi hissediyorum. Seninle dozere kum koyarken, seninle çivi çakarken tahta parçalarına, ustaymışım gibi geliyor bana.
Bazen sen gül diye kurbağa gibi konuşurken kendimi bu kadar kaptırmışlıktan kurtarıp koşup aynaya bakıyorum her şey eskisi gibimi diye. Vak vak amca olurken de öyle, kedi olurken de, hele senin deyiminle “tayygırr” olurken korkuyorum, “ya sen korkarsan” diye. Çünkü o kadar senin dünyana giriyorum ki hiç çıkmak istememecesine. Sen şarkı söylememi istediğinde kendimi dünyanın en güzel sesli bülbülü hissediyorum, sana şiir okurken dinliyorsun ya beni bütün kainat dinliyor sanki, öyle güzel dinliyorsun ki…
Hani bütün günün yorgunluğundan sonra seni uyutmak vakti gelip, sen boynuma sarılıp sırnaşırken bana, bir kedi gibi, yattığımız yerden bir uzay mekiği gibi fırlatıyorum kendimi dünyadan, soyutluyorum önce odadan, sonra evden, sonra sokaktan, sonra karanlıktan, sonra dünyadan, sonra yıldızlardan, her şeyden soyutluyorum kendimi. Dönüp duruyoruz seninle, yattığımız yerden bir kalp figürü oluşturmuş bir şekilde dönüp duruyoruz uzay boşluğunda, ve cennet bolluğunun ortasına düşüyoruz en son.
Seninle cenneti tattığım o anı çok seviyorum. Seni sevdiğim gibi güzel ve gerçek.
Tags: Ne vakit başlasam yazmaya sen giriyorsun kalemimin kapsadığı alana.