Posts Tagged ‘Ne kadar güzelsin biliyormusun?’
Ne kadar güzelsin biliyormusun?
Ne kadar hüzün varsa yeryüzünde gözlerine bakınca yaşadım güzel kız.
Gözlerinin elası kainatın en güzel rengi şu an. Duruşun kainatın en çaresiz kalmış hali, ellerin kainattaki çorak topraklar gibi… Peki yüreğin nasıl yavru yüreğin? Sıcaklığı yakıp kavuruyor mu seni de, içinde sevgi volkanları patlıyor mu? Bütün kainata yetecek kadar sevgi barındırıyorsun içinde değil mi?
Peki biz sana ne kadar sunabildik sevgimizi esirgemeden, senin güzel gözlerin gülsün diye nelerden vazgeçtik? Hiçbir şeyden sanırım yavru, ne sen ne de diğer çocuklar gülsün diye, hiçbir şeyden vazgeçemedik. Ne kendimizden, ne zevkimizden, ne hayatımızdan vazgeçebildik. Sizin hayatınız pahasında da olsa vazgeçmedik vazgeçemedik…
Şimdi, senin bakışların küskün bize. Bir toz bulutu kapattı sanki, gözlerinin her rengi barındıran elasını.
…
Kapatmasın ne olur… Biz sözler dizerken sana, başka da hiçbir şey yapamazken, sen biraz daha diren olmaz mı? Bakma bize bakışlarının küsmüş haliyle. Bizim uzatamadığımız şefkat elini sen uzat bize ne olur… Sen davet et bizim vicdanımızı senin çaresiz hayatına. Biz unutsak da, doğruya dair ne varsa, sen hatırlat bize ne olur, doğrusu asla yalan olmayacak bakışlarınla, sıcağını hiçbir buzulun söndüremeyeceği yüreğinle ve kendinle, yol göster bize.
Çünkü sen cennet meyvesisin ve biz hep yasak koyduk senin yollarına, senin çaresizliğine. Ulaşamadık sana, ellerimiz küçük kaldı, uzatamadık. Bakışlarımız manasızdı, bakamadık sana ve anlam veremedik duruşuna, bilemedik ne dediğini, ne yüreğinin ne gözlerinin…
Biz bilemedik seni. Sen affet sevgi ticaretine kepenk kapatmış yüreklerimizi, affet en güzel yıllarını yok ettiğimiz için bizi, affet sen yerlerden çiçekler toplayacak yaştayken, sana şarapnel parçaları toplatan bizi. Affet kirlenmiş kömür siyahına dönüşmüş yüreğimizi, sorgulamayı unutmuş vicdanımızı. Affet sevgiye uzak kalmış her yanımızı.
Sen bakma bizim ardı arkası gelmeyen kusurlarımıza olur mu? Sen büyük ol ve görme kusurlarımızı. Hani başın bir çınar ağacı olgunluğunda öyle mütevazi duruyorya… Aslında içimi parçalıyor o duruşun. Al resimden çıkar onu, yüreğine bas diyor her yanım. Ama benim yüreğime zincir vurulmuş, senin yüreğin gibi özgür değil, uçamıyor her çaresiz bakışın yüreğine…
Oysa senin bakışların bir anda yüreğime kondu ve dondu içimde bütün soğuk iklimler. Biz fırtınalarda savrulurken, senin yüreğin fırtınalarda yaşamayı öğrenmiş ve tutunmuş bir ağacın dalına. Yaşamayı tercih etmiş ümitle, bize rağmen, dağlardaki korkulara rağmen. Dağların yamaçlarında bulmuş yaşamın güzelliğini, kekik kokularını ayırmışsın barut kokularından. Yaşamayı bilmişsin her şeye rağmen, bir kuru ekmekle açlığını gidermişken sen ve mutlu olmayı bilmişken ve sana yaşatılan her şeye rağmen, yurduna gelenlere hesapsızca gülebilmişken… Ne kadar büyüksün biliyor musun?
Biz verilmemiş hesapların korkusuyla yaşarken, sen hiç korkmadan bizim hesaplarımızdan hala gülüyorsun ya ne kadar büyüksün biliyor musun? Ne kadar güzelsin biliyor musun?
Peki biz ne kadar yıkığız biliyor musun? Ne kadar enkazız, senin inşa edemediğimiz hayatında biliyor musun? Ama sen bize bağlamamışsın gülmek ümidini, ne güzel, ne mutlu sana büyüklerin küçük hesaplarıyla uğraşmaktansa kendi küçük dünyanda büyük gülücükler atabiliyorsan. Ne mutlu sana, helal olsun sana.
Bütün güzellikler senin olsun seninle olsun. Alsın bütün rüzgarlar, güzel olan ne varsa, senin ve bütün çocukların yüreğine götürsün ve savursun kasırgalar bizi de, savursun yüreklerimizi, yok etsin, nasılsa hiç varolmadılar….
01 Nisan 2009