Tek Sen Gelseydin de…

Cumartesi, Haziran 19th, 2010

Sevgiden dem vuran yürekleri barındırmayan bir dünyaya kaç sabah daha gözlerim açılacak bilmiyorum ve benim söyleyecek güzelliğe dair hiçbir sözüm kalmadı bugün.
Bırakmadılar içimde umut adına yeşeren duyguları. Senin gidişin yalan dedirtti her şeye.
İnsan yüreklerin yaşadığı bir dünya değil burası, herkesin kendi nefsini yüreğinden büyük gördüğü, hiç kimsenin “işte yüreğim ve ben buradayım” demeye cesaret edemediği, korkuların ecele fayda olsun diye beklendiği ve sevginin çoktan evini alıp gittiği lugatlardan bile silindiği bir dünya burası.
Oysa kim bilir sakladığımız insan yanımız kaç dünya ederdi bıraksaydık nefreti. Hazmedebilseydik insanlığın zirvesine ulaşmış temiz yürekleri ve onlar insanlığın zirvesine çıkarken basamak basamak, onları zirvelerde görmemek için ayaklarının altındaki merdiveni çekip almayacak kadar olsaydı insan yanımız, o kadarcık da olsa ulaşabilseydik insan olmanın şerefine… Ama üzerine alınmasın ki zaten alınmayacaklardır insancıklar, çünkü onlar meclisten içeri söylenen her sözü meclisten taaa en dışarı anladılar, anlayacaklar. Çünkü onların olmayan yüreğine sadece nefretten bahisler taht kurar.
Evet, hazmedebilseydik, işte bu yürek diyebilseydik bütün yüreksizliğimize rağmen.
Tabii şimdi söylüyorsunuz, korkmuyorsunuz, çünkü artık sizin dünyanızda değil, onu yüceltmeniz hiçbir hesabınızı alt üst etmeyecek, hatta “kazandıracak” size değil mi ona övgüler dizmek? Mutlu olacaksınız, üzüldük diyeceksiniz değil mi hiç utanmadan?
Sahi sizin timsah gözyaşlarınız vardı böyle zamanlara sakladığınız, onlarla pekiştireceksiniz değil mi yalancı hüznünüzü? Ve söyleyeceksiniz bütün yalan sözlerinizi acıya dair.
Ah dünya, senin yalan olduğunu düşündüğüm bir günde gösterdin bana bütün gerçekleri,
şimdi bütün gerçeklerin içimde
güzelliğe dair her şeyi yıktığı şu anda,
ne kadar yalan olduğunu anlıyorum aslında.
Ne olurdu sorgusuzca sualsizce sevebilseydik ve korkusuzca ifade etseydik sevgimizi, oysa ne güzel ifade ediyoruz nefretimizi değil mi? Kocaman tanklarla, toplarla, füzelerle küçücük çocukların ışıl ışıl bakan gözlerine doğru hiç korkmadan ve yüreğimiz sızlamadan yol alırken, hiçbir çocuğun o masum bakışları sizin scud füzelerinizi sükut ettiremezken. Ne güzel ifade ediyoruz nefretimizi değil mi bütün o masum yüreklere rağmen. Ne güzel ifade diyoruz değil mi nefretimizi, hain planlar kurarken insan yüreklere korkusuzca, ölümleriyle kendimizi ebedleşmiş kadar mutlu hissederken. Hiç korkmuyoruz değil mi?
Çünkü mevzu bahis nefret ve Kabil’le gelen hiç silinmeyecek müebbet.
Ve ben, sözler dizmiştim kendi kendime geleceğin zaman belki de okursun diye güzel insan. Ama sen gelemedin ve bilemedin, artık neye yarar ki bunların hepsi, benim de ne farkım var ki seni senden sonra yazmışsam, sen bunu bilememişsen, eğer gülümseyememişsen okurken, hiçbir söz diyememişken, ne farkım var ki benim de…
Varsın sen dönseydin de okumasaydın, tek seni kucak kucak bekleyen yavrularına bir kez daha bakabilseydin, eşinin gözlerinde gün gibi doğsaydı bütün gülücükler de…
Tek gelseydin de bende karışsaydım insan yönüne hayran onca insanın kalabalığına, kayıplarına, tek sen gelseydin de…

Tags:

Leave a Reply